11 Haziran 2026 Perşembe

Kaybolanın Yokluğuna Bakmak /Hülya Özdemir

 

Kaybolanın Yokluğuna Bakmak /Hülya 
Özdemir

 

Söyleşi: Seniha Ünay

 

Hülya Özdemir 90’lardan günümüze göç, kadın, kimlik, doğa gibi konular üzerinde resim, video ve fotoğraf merkezli çalışan bir sanatçı. Bu konulara yaklaşımında üst başlık olan “kayıp”, Çapak’ın bu sayısında bize çok şey söylüyor. Özdemir’in “yüzebildiğimiz deniz, tırmanabildiğimiz ağaç, sesini duyabildiğimiz kuşlar her gün biraz daha bizden uzaklaşarak hızla kayboldu” sözleri, onun çocukluğuna ait tanıklığın izinde şu an yaşadığı şehre de bakışını özetliyor. Kaybolan türler, geçişken tanıklıklar, sanatçının çocukluğundan bugüne yaşadığı şehirlerdeki gözlemleri, deneyimleri söyleşinin odağını oluşturuyor.  

 

Çapak’ın bu sayısında; anlamı “soy, tür, tuhaflık” olan cins’in yanına ikinci bir cins koyuyoruz biz. Bu ekleniş bizi kelimenin salt anlamının dışına taşırarak; tınısı, farklı düşüncelerin, türlerin, ilişkilerin, durumların çeşitliliğe, bir aradalığına, karşıtlığına işaret eden bir temaya götürüyor. “Cins Cins”. Siz de sanatsal düşünce ve üretiminizde göç, kimlik, doğa, hafıza, kadın, sınıf, otorite gibi meselelere dikkat çekiyorsunuz. Buradan başlayacak olursak, türlü cinslikler arasında seçtiğiniz bu meselelere bir üst başlık koysak, bu ne olurdu? 

 

Benim üretim pratiğim ve kullandığım sanatsal medyum, otoritenin yerinden ederek kaybına sebep olduğu türleri ve onlara ait bilgileri yeniden anlam dizgesine oturtmak için oluşturulan birer çaba olarak düşünülebilir. Bu anlamda ele aldığım kavramları birbirine bağlayan bir üst başlık olarak “kayıp” kavramını koyabiliriz. Otorite kavramı da gizli bir varlık olarak tüm sürecin başrolünde yer almaktadır. Kayıp kavramı ile ilgilenmemin getirdiği bir yansıma olarak fotoğrafın belge yani kaydedici tarafı daima ilgimi çekmiştir. İlk dönem çalışmalarımdan beridir üretimlerimde kullanmakta olduğum fotoğraf medyumu, zaman zaman aile albümlerinden zaman zaman da benim saha araştırmalarım ve gezilerim esnasında kaydetmekte olduğum imgesel birikimi yansıtmaktadır. Bu imgesel birikim bazen fotoğraf manipülasyonları ve video imajlar olarak eserlerimde kendini göstermektedir. Fotoğrafik anın sabitlendiği imajın hareketli imaja dönüştürülmesi video çalışmalarımın bir kısmında süreklilik içeren bir üretim biçimi olmaktadır. Bu anlamda fotoğrafik imgenin arşiv ve hafızada silinme ihtimaline karşıt bir yaşamsallık verme çabası gösteriyorum.       

 

Hülya Özdemir için “kayıp” nelere çağrışım yapıyor? Kaybın hem somut hem de soyut çağrışımlarıyla geniş bir anlamı var. Bu anlamı “Hangisi (2001)” ve “İcat Edilmiş Ayrışma (2015-2016)” çalışmalarınız üzerinden açıklar mısınız? Bu çalışmalarda nasıl bir kaybı aramıştınız? 

 

90’larda üretmeye başlamış bir sanatçı olarak, o dönemde tartışılmaya başlanan günümüze uzanan periyodda hâlen güncelliğini koruyan göç, kadın ve kimlik kavramlarını eserlerimde analiz etmeye çalıştım. “Hangisi?” (2001) isimli video çalışmam ve aynı isimdeki serigrafi serilerim, aslında bu kavramlara yoğunlaştığım yapıtlarımdandır. Bu yapıtlar, Türkiye’de kadın olmak meselesine ve göç olgusuna parmak basan ve bir kadının yurtdışına göç sürecini belgeleyen bir fotoğraf karesinden yola çıkılarak üretilmişti. Tıpkı fotoğrafı çekilen kadın imgesinin fotoğraf kartı üzerindeki yolculuğu gibi göç eden imge göç eden bedeni temsil etmekteydi.   Bu eser, sosyal örgüden çıkarılan bir omur kemiği gibi toplumsal dizgeyi bozan, boşlukta tekrar yaşam ve varolma imkânı bulmakta zorlanan kadın kimliğine adanmıştı. Bu sürecin mimarı olan akıl, toplumsal dizgede evden devlete uzanan yatay otorite zinciriyle tüm kimlik ve yer değiştirmeleri belirlemektedir. 


Mardin’de yaşadığım ve ürettiğim süreçte gerçekleştirdiğim “İcat Edilmiş Ayrışma” (2015 -2016) isimli yapıtım bu yatay otorite zincirinin yapısını açığa çıkarmaya yönelik soruları içerir. Belli bir yaş grubunda Mardin kalesine dair tanıklığa dayalı anısı olmayanla tanıklığı olanı aynı kare içerisinde betimler. Bu eser anlatanlar ve dinleyenler dizgesi içerisinde iki tarafı buluşturan bir katılımcı sanat çalışmasıdır. Mardin kalesinin istimlak edilerek yaşayan halka girişinin yasaklanması sonrası kaleye dair anlatılan hikayeler, anılar ve efsanelerin sözlü anlatısı üzerine kale ve çevresini deneyimlememiş genç kuşak tarafından yapılan görsel betimlemeleri bir araya getiren bir video eser olarak kurgulanmıştır. Görsel ve işitsel hafıza ve kent kimliği ilişkisi bu yapıtta odak noktasındadır.  Kent yaşayanları ve izleyici kent hakkı bağlamındaki kayıplar ile yüzleşir.  


Buradan şu anda yaşadığınız şehir olan Düzce’yle kurduğunuz diyaloğa gelmek istiyoruz. Üretim sürecinizde yüzünüzün sıklıkla doğaya döndüğünü biliyoruz. Doğa bu anlamda nasıl bir araştırma ve gözlem alanı sizin için? 

 

Her zaman yüzü doğaya dönük bir kişi oldum. İstanbul’da geçirdiğim çocukluğum sürekli İstanbul’un kendi doğasından koparılışına tanık olarak geçti. Yüzebildiğimiz deniz, tırmanabildiğimiz ağaç, sesini duyabildiğimiz kuşlar her gün biraz daha bizden uzaklaşarak hızla kayboldu.  Bu kaybın içinde arda kalanı görme çabası her zaman devam etti. Mardin’de kalenin muhteşem doğasına dair anlatılan hikayeler oraya her yüzümü çevirip baktığımda görmeye çabaladığım bir bulanıklığı içinde barındırıyordu. Düzce’ye geldiğimde ise İstanbul’da çocukluğumda kaybettiğim doğayı yeniden bulabileceğim hissi uyandı. Ancak kentin görünenin ardındaki gerçekliği beni yeniden kayıplarla yüzleşmeye ve onları görünür kılmaya teşvik etti.  

 

Düzce’nin Efteni Gölü’ne dair çalışmalarınızda belki de şehir yayıldıkça daralan bir canlı yaşamına odaklanıyorsunuz. Özellikle son dönem çalışmalarınızda daha da belirgin olan doğada, özelde ise Düzce doğasında sizin meseleniz nasıl şekillendi?

 

İnsanmerkezci haklar ve yaşamsal problemlerin odağı olarak göç sonucu oluşan kent morfolojisi bir coğrafi konumda gelişiyor. Bu coğrafyanın insan müdahalesi sonucu değişimi ve coğrafyadaki türlerin kaderini belirlemesi sürecini anlamak için Düzce iyi bir yakın örnek olarak düşünülebilir. İstanbul için bu formasyon neolitik döneme kadar uzamaktadır. Düzce’de yaşadığımız modern çağda doğadaki değişimlerin izleri halen görünür durumdadır. Bu bağlamda insan toplumlarının yaşam alanı açmak için gerçekleştirdiği faaliyetler ile doğal yaşam alanları ve türleri arasındaki trajik ilişki çok belirgin. 


Düzce’ye göç eden topluluklara yaşam ve tarım alanı oluşturmak için 1976 yılından itibaren Efteni gölü ve havzası düzenli olarak küçültülmüş; bu müdahale bitki ve hayvan çeşitliliğinde büyük ölçüde kayba sebep olmuştur. Bu süreç halen gözlenebilecek şekilde devam etmektedir. Sanatçı olarak yaşadığım yere dair gözlem ve araştırmalarım, bulunduğum bölgenin sorunlarıyla yüzleşmem sonucu üretim pratiğimde kendini göstermektedir. Endemik bitki örtüsünün yanı sıra, göçmen ve kalıcı kuş türleri için önemli bir yaşam sahası olma özelliğine sahip Efteni gölünün de içinde bulunduğu Melen havzası benim sanatsal araştırmalarımda bir saha olarak öne çıkmaktadır.

Kavramlarla şekillenen video, fotoğraf gibi çalışmalarınızın yanı sıra desenleriniz de var. 2022 yılında Diyarbakır’da Merkezkaç Sanat Kolektifinin mekânında gerçekleşen “…Maruzdur Engin Boşluğa” ve aynı yıl Haliç Sanat Fener Evleri 3’te açılan “Solgun Yolların Gölgesinde” sergilerinde bulunan desenleriniz belirgin bir karakter ortaya koyuyor. Tanımlanamayan yapılar, imgeler gibi bunlar. Bu desenleri, tüm bu kavramsal sürecin biçimsel dökümü olarak görebilir miyiz? 

 

“Algının Karanlık Çekirdeği” (2022) video çalışmam ve desen serim, kaybolan su varlığı ile doğal yaşam alanlarının trajedisini insan algısı bağlamında ele alıyor. Suyun yaşamsal ve dönüştürücü gücü ile algımızı oluşturan içsel, gizemli ve karanlık tarafı birbirine bağlayan bir izlek bu. Doğa ve insan ikilemini birbirine bağlayan bize yakın; ancak tanımsız ve mekânsız bir varlığın görünürlüğü olarak karşımıza çıkıyor. Düşsel olan ile kaybedilen yaşam hakkının arasındaki bütüncül doğa manzarasına bakıyor. Doğal imgelerin bir veda ile bizi terk edişlerini ve yakarışlarını ikonografik bir dizilimde görünür kılmaya çalışıyor.  Bu anlamda bu desenleri tüm bu kavramların biçimsel bir dökümü olarak görmek yanlış olmaz. 


Videoist gibi Türkiye video sanatına önemli katkılar veren bir inisiyatifin Ferhat Satıcı ile kurucusu ve yürütücüsüsünüz. Buradaki iş birliği, üretim ve ortaya koyma süreci kolektif olsa da ayrı ayrı sanatçı olarak da çok belirgin bir diliniz ve duruşunuz var. Bir inisiyatif içinde birlikte yol alma, belki düşüncede çeşitlenip damıtma, eksiltme, çoğaltma fikrinden bahsedebilir misiniz? 


Ferhat Satıcı’yla birbirimizin düşünme, üretme pratiğine dair tanıklığımız Videoist’in kurulumunun çok daha öncesine dayanıyor. 2003 yılından beri Ferhat Satıcı ile birlikte çıktığımız Videoist serüvenini karşılıklı saygı ve güven çerçevesinde büyük bir özveriyle sürdürmekteyiz. Bu noktada bu kadar yıldır birlikte yol almayı sağlayan en önemli temelin aramızdaki hiyerarşisizlik olduğunu söyleyebilirim. Kadın ve erkek olmanın ötesinde zihinsel ve bedensel emeğe dayalı. Bir varoluş olarak Videoist’in temeli de bu hiyerarşisiz yaklaşıma dayanmakta. Bu anlamda gerçekleştirdiğimiz sanatsal projeler ve sanatçıların Videoist’e katılımı yine bu temele dayandırılarak oluşturulmaktadır. Bu yapı kendimiz dahil Videoist’e eklemlenen tüm öğelerle birlikte düşünmeyi, üretmeyi, katılımı, çoğalmayı ve diyaloğu kendi doğalında mümkün kılıyor. Sanatsal ortama alternatif bir model olarak Videoist’in varlığı, kendinden organize bir inisiyatifi, bir alanı ortaya koyma mücadelesidir.     


Hülya Özdemir, “Tahliye”, diasec fineart baskı, 2017


çizim, sanat, resim, taslak içeren bir resim Açıklama otomatik olarak oluşturulduçizim, taslak, sanat, ağ, örüntü içeren bir resim Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

Hülya Özdemir, “İcat Edilmiş Ayrışma”, video 15”, küçülen kağıt üzeri renkli ve mürekkepli kalem 2015-2021



resim, sanat, dikdörtgen, boya içeren bir resim Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

Hülya Özdemir, “Serpinti”, ahşap çerçeve içinde UV baskı, 2018


dış mekan, göl, gökyüzü, kış içeren bir resim Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

Hülya Özdemir, “Arshypium”, hd video 8’15”, 2017


Hülya Özdemir, “Algının Karanlık Çekirdeği”, kağıt üzeri kurşun kalem, 2022


Hülya Özdemir, “Algının Karanlık Çekirdeği”, Hd video 5’38’‘, 2021

Macintosh HD:Users:hulya:Desktop:masaüstü:haliçsanat:_MG_8101.tif

Hülya Özdemir, “Algının Karanlık Çekirdeği”, kağıt üzerine kurşunkalem, 2022

Hülya Özdemir, “Solgun Yolların Gölgesinde”, Haliç Sanat Fener Evleri 3 , 2023

14 Nisan 2025 Pazartesi

“GÖZ LEKESİ”

 






GÖZ LEKESİ”

Yaşanan çağın gerçekliğini kavramak için berrak bir görme yetisine sahip olmak gereklidir. Bu görüş hem fiziki olarak hem de mecazi olarak gerçekliğin kendisine ulaşmayı hedefler. Işık görünen gerçekliği tün detayları ile algılamamızı sağlarken, karanlık gerçekliği muğlaklaştırma ve gizleme eğilimindedir. Bu noktada fiziki olarak görme eyleminin kendisi, göze çarpan ışık şiddetinin gözün içinden yansımasıyla oluşan bir refleksiyon sürecidir. Gözün merkezi ve retinası bu ışık yansımasıyla netliği ve berraklığı sağlar. Bu noktada “GÖZ LEKESİ” dediğimiz hadise ise retinanın üzerinde bu ışık hassasiyetini kaybeden bölgede oluşan renkli lekelerdir. Bu lekeler ortaya çıktıktan sonra artık berrak görüşünü kaybeden göz, tam görüşünü kaybetmese de belli oranda muğlak ve bulanık bir görüş ve algılama sorunu ile karşılaşır. İşte tam da bu noktadan baktığımızda gerçekliğin ışık ayarlarıyla oynayan otoriter yapılar sürekli olarak karanlık ve ışık oranını değiştirerek bireyin görüş alanına bu muğlaklığı kalıcı olarak yerleştirmeyi amaçlar. Öyle ki artık gerçeği ve kusurlarını saklamak için gizlenmesine gerek kalmamıştır. Birey zaten gözünde oluşan bu kalıcı leke sayesinde kusurlu bir varlığa dönüşmüştür. Böylece kitlelerin gözüne yerleştirdiği bu lekenin arkasına her türlü yalan ve hilesini gizleyebilmektedir. 


Günümüzde zaten sanal ortamın suni belirsizlikleri arasında gerçekliğin ne olduğuna dair yol haritasını kaybetmeye yüz tutmuş birey güç ve otoritenin kasıtlı manipülasyonlarına da maruz kalmaktadır. Parlak ekranların bağımlılığında sürekli ekran kadrajından yansıyan ışıkla da görme algısına sabotaja kendisi de izin vermektedir. İşte isteyerek veya farkında olmadan gözüne yerleşen bu leke ile artık ne kadar zorlasa da gerçeği asla tam olarak fark edemediği veya göremediği kusurlu bir yapıya evirilmiştir. Mecazi olarak “GÖZ LEKESİ” kavramıyla kitlelerin bu kusurlu bakış noktasından kurtulmak için sanatın görünmeyen ve muğlak kalan belirsizlikleri ortaya çıkaran, sorgulatan, görünenin arka yüzünü deşifre eden ve başka yönlerden bireyin bütün algılarını geliştirerek güçlendiren yapısı vurgulanmaktadır. Bir çoğunun  gözüne yerleştirilen bu kusurun farkında bile olmadığını düşünerek, “bireylerin bu kusurlu bakışlarını fark edip, gerçekliği görebilme yollarını aramasını sağlamaktır. 



                                                             Şevket ARIK


SANATÇILAR:

ERDAL DUMAN 

FERHAT SATICI

HÜLYA ÖZDEMİR

MEHMET ALİ UYSAL

OSMAN DİNÇ

SERKAN DEMİR

SİNEM YILDIRIM

ŞEVKET ARIK



ADRES:

FİKRET OTYAM SANAT MERKEZİ

Dumlupınar Blv.No:391/1(Eskişehir Yolu 15.Km Başkent Üni. Kavşağı











14 Ekim 2024 Pazartesi

SİNOPALE 9 VİDEOİST VİDEO SANATI ATÖLYESİ

 SİNOPALE 9 VİDEOİST VİDEO SANATI ATÖLYESİ 

14-18 EKİM 2024










23 Eylül 2024 Pazartesi

Sinopale 9 "TÜKENMEDEN ÖNCE: YENİ DEĞERLER EVRENİ"

SİNOPALE 9 "TÜKENMEDEN ÖNCE: YENİ DEĞERLER EVRENİ"

23 EYLÜL 2024 , 21 EKİM 2024










14 Eylül 2024 Cumartesi

ALGININ KARANLIK ÇEKİRDEĞİ / KİŞİSEL SERGİ


KİŞİSEL SERGİ 
ALGININ KARANLIK ÇEKİRDEĞİ 
14 EYLÜL 2024- 13 EKİM 2024








Algının Karanlık Çekirdeği     


Hülya Özdemir'in kişisel sergisi "Algının Karanlık Çekirdeği" 14 Eylül 2024 tarininde  Belmart Space'te açılıyor.  


Özdemir'in video ve fotoğrafları,  desenler kolaj ve asamblajları ikonografik bir düzende galeriyi bir duygu ve bellek mekanına dönüştürüyor. Bir süre-bellek deneyimi olarak eserler kronolojik işleyen bir zamana bağlı olsa da  Özdemir'in şiirsel dili Bergson'un bahsettiği   "geri çekilen bir geleceğe doğru sürekli sokulma hareketi gibi" davranıyor. Çünkü sergiye adını da  veren "Algının Karanlık Çekirdeği" uzun süren bir görsel ve düşünsel deneyimin bilgi ile muhasebesi üzerine kurulu.  Yitirilen, yok olan kimlikler, bilgiler ve varlıklar Özdemir'in yapıtlarında geriye çağrılma sırasını bekleyen imgeler olarak karşımıza çıkıyor.


Hülya Özdemir'in  pratiğinde bellek ve madde ilişkisi, ışığın sentezleri şeklinde ortaya çıkmaktadır. İmgenin ortaya çıkışının tanığı olan kurşun kalem, onun maddesi ağaç ve grafit, bir tükenişin, yok oluşun izleğini, sanatsal ve görünmez emeğin, zamanla olan ilişkisini gösteriyor.


(Ferhat Satıcı'nın yazdığı sergi metninden)






                                        















26 Aralık 2022 Pazartesi

solgun yolların gölgesinde

 

solgun yolların gölgesinde



"Bütün gün yürüyen insan gece karanlığı çöktüğünde varlığından emin hale gelir" F.Gros, Yürümenin Felsefesi


Hülya Özdemir ve Ferhat Satıcı'nın 26 Aralık 2022- 30 Nisan 2023 tarihleri arasında  İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin Balat'ta yer alan Haliç Sanat projesi dahilinde Fener Evleri 3'de yer alan "Solgun Yolların Gölgesinde" düet sergisi 90'lardan beri birlikte üreten iki sanatçının birlikte aldıkları yolu, yürüyüşü ve buna bağlı yolculuk belleğinin oluşturduğu üretim ve diyalog izleğine odaklanıyor.


İkili, kentin coğrafik konumlanışına paralel kaybolan, solan, arada kalan katmanların ve duyumsal olanın görünmeyen gramerini açığa çıkarmaya çalışan yapıtlar üretmektedir. Çalışmalarında video sanatına çağdaş sanatın katmanlı ve özdönüşümsel yapısı niteliğinde bakan Özdemir ve Satıcı görüntünün fragmantal yapısından daha çok bir akış ve yayılım fikrini çağrıştıran çalışmalara odaklandılar. Üretimlerinde katmanları ve videonun diğer sanatsal medyumlar ve düşünce süreçleri ile olan ilişkisini sorgulayan ikili, videonun disiplinler arası tarafına odaklanarak, Lazzarato'nun "zamanı kristalleştirme makinaları" olarak tanımladığı bu medyuma zamanın ve mekanın açısından tekrar bakmayı deniyorlar.


Sergide  geçirdikleri yolculuğun belleklerinde yansıyan izler olarak, Heidegger'in "yeryüzü ve gökyüzü arasında meydana gelen olay" derken kastettiği şey olan "manzara"nın, kendi kendine yeten, sizin bakmanıza ihtiyacı olmayan, insandan önce ve sonra varolacak olan bir olgu oluşuna vurguda   bulunan Özdemir ve Satıcı kent-doğa ikileminin kıvrımlarını oluşturan duyumsal, toplumsal, ekonomik, kültürel ve ekolojik boyutların yansımalarını ortaya koymaya çalışmaktadır.


Büyük kentler,  onu izleyenlerin bireysel değil, kolektif bir rüyası olma konumundadır.   Bu anlamda büyük su varlığının eksilen tarafına odaklanan Özdemir, suyun düşsel ve akışkan yanıyla bizi zamanı yeniden deneyimlemeye davet eder, ışığın akışı ile su arasında, bir bağ kurmayı dener. 


Anıtsal alegorileri, eseri üreten sanatçının  zihni ile eserin zihni arasındaki bağları açığa çıkarmaya çalışan Satıcı, hareketli imajın üretim süreçleri ile kalıcı ve sabit imgelerin üretilişi arasında bir  topografya kurgular. Toplumsal ve fiziksel travmaların, rüyalar ve kabusların  farklı coğrafyalarda farklı anlamlarla tekrar tezahür edebileceğini vurgulayan Satıcı abidevi geçmişten, karanlık bir geleceğe yolculuk eden anıt imgesini, zamansız bir coğrafyada izleyici ile tekrar buluşturmayı deniyor.


Özdemir ve Satıcı'nın yaklaşık 25 yıllık üretim süreçlerindeki alınan mesafenin sonuçlarını gözler önüne seren sergide Satıcı  ve Özdemir'in  video çalışmaları  ve desenleri yer alıyor. Sergi birlikte üreten iki sanatçının kesişim noktalarını ortaya koymaktadır.

















Hülya Özdemir 


Ferhat Satıcı














...............................................................................................................................................................................................................................



Hülya Özdemir, Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’nden mezun oldu. 2020 yılında D.Ü.S.T.Fakültesi Resim Bölümü'nde yüksek lisansını "Videoist Ekseninde 2000'lerden Günümüze Türkiye'de Video Sanatını Yeniden Yorumlama" başlıklı tezi ile tamamladı.


Hülya Özdemir,  imgenin, kaybolan dağılan ve coğalan doğasını, araştırır.  Zamana ve mekana dayalı olarak hafızayı yeniden kurmayı ve  keşfetmeyi dener. Üretim biçimlerinin katmanlarına, arka planlarına  ve seslerine odaklanır.Yapıtları yurt içi ve dışında birçok mekan ve etkinlikte sergilenmiştir.


2003 yılından beri Videoist Video Sanatı İnsiyatifinin Ferhat Satıcı ile birlikte kurucusu ve yürütücüsüdür. 


She graduated Marmara University Faculty of Fine Arts Department of Painting, She graduated master degree with thesis entitled "A study for re-evaluation video art in Turkey within the framework of videoist since 2000's up to date" in Düzce University Faculty of Art and Design Department of Painting, 

  

Hülya Özdemir's artworks explores the disappearing, dissolving and multiplying nature of the image. She tries to re-establish and discover memory based on time and space. She focuses on layers, backgrounds and sounds of the modes of production.  His artworks took place abroad and Turkey.



...........................................................................................................................................................................................................................................


1973 Yalova doğumlu olan Ferhat Satıcı lisans, yüksek lisans ve doktora derecelerini Marmara Üniversitesi’nde tamamladı. Düzce Üniversitesi Sanat Tasarım ve Mimarlık Fakültesi Heykel bölümü öğretim üyesi olan sanatçı çalışmalarında heykel, video , fotoğraf, enstalasyon ve resim gibi farklı teknikler kullanmaktadır. Satıcı, anıtsal olan ile gündelik olanın sınırlarını belirsizleştirmeye yönelik çalışmalar üretir. İmgenin harekete ve süreye dayalı duygulanımsal kuvvetler ile olan ilişkilerini inceler. 2003 yılında kurulmuş olan, 2013-2016 yılları arasında Mardin de faaliyetlerine devam etmiş Videoist video sanatı İnisiyatifinin Hülya Özdemir’le birlikte kurucusu ve yürütücüsüdür . 6.Çanakkale Bienali’nin ve 3. Mardin Bienali’nin organizasyonel ekibinde yer almış, eş küratörlük yapmıştır. Çeşitli kitap ve dergilerde yazarlığın yanı sıra yayın kurulu üyeliğinde bulunan Satıcı yurtiçinde ve dışında birçok karma ve kişisel sergi gerçekleştirmiştir.


Born in 1973 in Yalova, Ferhat Satıcı completed his undergraduate, graduate and doctorate degrees at Marmara University in Istanbul. Currently, he works as a faculty member at the Art Design and Architecture Faculty, Department of Sculpture, Düzce University. In his works, Satıcı uses different forms such as sculpture, video, photography, installation, and painting. He produces works aimed at blurring the boundaries between the monumental and the everyday. He examines the relationship of the image with affective forces based on movement and duration. With his colleague Hülya Özdemir, he is the co-founder and executive of the Videoist video art Initiative, established 2003. This initative continued its activities in Mardin between 2013-2016. As co-curator, Satıcı organized the 6th Çanakkale Biennial and the 3rd Mardin Biennial. He has worked both as a writer for and as a member of editorial boards of various books and magazines. He has realized many personal and group exhibitions in Turkey and abroad.